tutun icmek caizmiRivayet edilir ki, İngilizler durmadan tütün içtiği için karaciğer yanmasından ölen bir adamı getirip incelemek üzere kesmişler.

Duman damarlarına ve sinirlerine öyle bir işlemiş ki, ilikleri bile kararmış. Kalbi büyüklü küçüklü deliklerle dolu sünger gibi olmuş, karaciğeri ise sanki ateşte ızgara edilmiş. İngilizler, o andan itibaren tütünü kendi halklarına yasaklamışlar, Müslümanlara satılmasını emretmişler. İşte bu yüzden İslam memleketlerine ihraç etmişler.

 

En azılı sigara tiryakisini bile bir an için şüpheye sevk etme tesirine sahip bu hikâyeyi, Kahire el-Ezher Camii müderrislerinden İbrahim el-Lakânî, 1616’da tamamladığı Nasîhatü’l-ihvân bi-ictinabi’d-dühân risalesinde anlatmıştır. Buradan da anlıyoruz ki, İslam âlemine tebelleş olmuş her türlü kötülük gibi tütün ve benzeri zararlı nesneler de dış güçlerin başımıza sardığı ‘fitne’lerden biridir.

‘Fitne’ sözünü durduk yere kullanmış değiliz. Zira bu yazının konusu olan 17. asır Osmanlı âlimlerinden Ahmed er-Rûmî el-Akhisârî’nin tütün hakkındaki Er-Risâletü’d Duhaniyye’si, tütünün İslam âleminde basbayağı bir fitne sebebi olduğundan bahsediyor.  Akhisârî risalenin daha başında, “…zamanımızda (Hazretin bu risaleyi 1631 veya 1634’teki ölümünden kısa bir zaman önce yazdığı tahmin ediliyor) Müslümanların düşmanı kâfirler 'duhân' (tütün) denilen bir bitkinin yaprağını getirdiler, dumanını içine çeken üst ve alt tabakadan herkes onun müptelası oldu.” diyerek ‘fitne’nin dış kaynaklı olduğunu haber veriyor. İlerleyen cümlelerde ise Akhisârî, bu fitne karşısında tütün içmenin hükmünün Müslümanlara açıklanmasının din âlimlerinin bir görevi haline geldiğini söylüyor ki, bu da söz konusu risalenin bir sorumluluk icabı, Müslüman ahaliyi bilgilendirmek ve tütünün zararları konusunda uyarmak için yazıldığını gösteriyor.

Yahya Michot’un Tütün İçmek Haram mıdır/ Bir Osmanlı Risalesi adıyla ve başına kendisinden daha uzun ve hayli aydınlatıcı bir “giriş”le birlikte yayımladığı küçük risale, muhtemelen IV. Murad’ın 1633 büyük İstanbul yangınından sonra tütüne yasak koymasının hemen öncesinde veya yasak günlerinde Arapça olarak kaleme alınmış. Her ne kadar adı unutulup gitmiş olsa da Akhisârî’nin, devrinde hatırı sayılır bir üne sahip olduğu anlaşılıyor. Çocuk yaşta Kıbrıs’tan devşirilmiş, Müslüman olmuş ve kısa süren İstanbul hayatı dışında Akhisar’da yaşamış. Mecalisü’l Ebrâr adlı eseriyle Afganistan’a kadar ün salmış bir Hanefi âlimi Akhisârî.

Tütün içmek olsa olsa…

Yahya Michot’un da değindiği gibi, Akhisârî’nin bu küçük (Arapça aslı 10 sayfa kadar) risalede tütün karşıtı argümanlarının kaynağı Kur’an, tıp, hadisler ve Batı’ya duyduğu güvensizlik. Kur’an ayetlerine dayandırarak yazarımızın tütün içmek hakkında çıkardığı hüküm şudur: “Mükellefin kendi özgür iradesiyle ortaya koyduğu bir eylemin dini ve dünyevi açıdan herhangi bir faydası yoksa bu eylem, ya abesle iştigaldir ya oyundur (la’ib) ya da faydasız bir iştir (lehv).” Tütün içmek olsa olsa bu üç eylemden birine girer… Yani ya oyundur ya faydasız bir iştir ya da abesle iştigaldir. Hazret, "içinde lezzet ve yarar bulunmaması sebebiyle" bunun abes eylem türüne girmesinin daha uygun olacağını söylüyor. Ne var ki, tütün kullanan bazıları şeytanın kandırmasıyla bundan zevk aldığını iddia ederse, bu takdirde bu eylem la’ib veya lehv kısmına girer. Sonuç olarak, diyor Akhisârî, “Hangisinden olursa olsun, bunlarda dini açıdan bir yarar olmadığı gibi dünyevi bir yararı da söz konusu değildir.” Öyle ya, bu ne bir gıda ne de bir ilaçtır!

Akhisârî görüşlerine kesinlik kazandırmak için alıntılar yapıyor, hem dinî hem de tıbbi referanslar getiriyor. Mesela İbni Sina’nın “Şayet duman ve toz olmasaydı âdemoğlu bin yıl yaşardı.” dediğini naklederek, tütün tiryakilerinin gönlünü çelmeye çalışıyor. Hakkını yemeyelim, Akhisârî, tütün içmek konusundaki karşıt görüşlere de yer vermekten (mesela bazı hekimlerin tütün türü maddelerle bazı hastalıkları tedavi ettiği, öyleyse bunu yasaklamanın doğru olmadığı iddiası) geri durmuyor. Fakat bir yolunu bulup bu görüşleri çürütüyor. Tütün kullanan bazılarının, onun faydalı ve bazı hastalıklara şifa olduğunu söylemesi ise şeytanın bir oyunu ve onu süslü, güzel ve yararlı bir şey gibi göstermesinden başka bir şey değildir ona göre. Üstelik tütün kullanımı, insanın servetini harcamasına sebep olmaktadır, çünkü pahalıdır. Bu da dinen haram sayılan israfa girmektedir.

Yalnız bu kadar mı?

Akhisârî, Hazreti Peygamber’in soğan ve sarımsak yiyerek mescide gelenleri hoş görmeyen hadisinden hareketle tütünün de aynı sınıfa dâhil olduğunu, kokusu başkalarına zarar verdiği için tütün içenlerin mescitten çıkarılmaları gerektiğini söylüyor. Hazret birçok imam ve müezzinin de bu şenaati işlediğini söyleyip onların da mescitlerden çıkarılmasını istiyor. Biraz daha ileri gidip, tütünün aslının odunla karışık ateş olduğunu söyleyerek, bu ateş karışımı nedeniyle onu kullanmanın haram olduğu neticesine varıyor. Üstelik bunu, Nisa suresinde, yetim malı yiyenlerle ilgili, “… karınlarını yalnızca ateşle doldurmuş olurlar.” ayetinden çıkarıyor. “Öyleyse ateşten meydana gelen bir şey de aynen onun gibi haramdır.”

Akhisârî’ye göre tütün içmek her hal ve şartta haram. Bunu anladık fakat kahveyi de neredeyse haram mertebesine getirmesini kabullenmek zor olacak! Kahve de ona göre tıpkı haşiş, kenevir, benc gibi sarhoşluk veren maddeler sınıfında. Bu bid’atın kullanımı da yaygınlaşınca türlü günah ve menhiyata sebep olmuş. Öyleyse diyor, Akhisârî, “Akıllı kişiye düşen, kahveden uzak durmaktır.”

Ama nasıl?

TÜTÜN İÇMEK HARAM MIDIR? BİR OSMANLI RİSALESİ, AHMED ER-RÛMÎ EL-AKHİSÂRÎ, KİTAP YAYINEVİ, 96 SAYFA

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla SEF URLs by Artio