Adıyaman Tütünü Adıyaman

Adıyaman TütünüAdıyaman Tütünü

Adıyaman, Adıyaman Çelikhan , Adıyaman Tütünü, Adıyaman Çelikhan Tütünü, Çelikhan Tütünü

Sincik

İlk çağlarda Sincik’in de içinde bulunduğu Adıyaman ve Kahta yöresinde bir çok devlet egemenliği kurulmuştur. Hititler, Hurriler ve Mitaniler M.Ö. 1600 –1000 yıllarında bu yöreye hükmetmişlerdir. M.Ö. 69 M.S. 72 senelerinde bu yörede kurulan Kommagene Krallığından sonra Sincik ve çevresine Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu daha sonra Selçuklu ve Osmanlı Devleti bu yöreye hakim olmuşlardır. 1954’e kadar Malatya İline bağlı bir nahiye olan Sincik; 1954 ten sonra Adıyaman’ın İl olması ile Kahta İlçesine bağlı bir köy iken 1990 yılında ilçe statüsüne kavuşmuştur.

Sincik İlçesi Adıyaman İlinin 70 Km kuzey doğusunda yer almaktadır. Kuzeyde Malatya, Kuzey Doğusunda Pütürge, Doğuda Gerger, Güneyinde Kahta, Güney Batısında Adıyaman ve Batıda Çelikhan ile çevrili olup, 1325 metre rakımlıdır. İlçe rakımı güneyden kuzeye doğru artmaktadır. Sincik dağlık ve dağınık araziye sahip olup, Güney Doğu Toros dağlarının güney kesimindeki dağ ve tepelerden oluşmaktadır. Sincik’ in en yüksek dağı kuzeydeki Türk Dağıdır Sincik’te bozkır iklimi özellikleri vardır. İlçede kışlar çok soğuk ve kar yağışlı yazlar ise çok sıcak ve kurak geçer. Yazlar sıcak olmasına rağmen rakım yüksek olduğundan kısmen bir serinlik hakimdir. Sincik’ te Kıran Çayı, Aksu Çayı ve Yarpuzlu (Birimşe) Çayı bulunmaktadır.

Kâhta

Kâhta, medeniyetlerin doğuş yeri olan Mezopotamya’ya yakınlığı nedeniyle tarih süreci içerisinde sayısız medeniyetlere ev sahipliği yapmış önemli bir yerleşim merkezidir. M.Ö.VII. yüzyılda Asur, VI.yüzyılda Pers, IV.yüzyılda Makedon ve Seleukos egemenliğinin hüküm sürdüğü görülmektedir. M.Ö. I.yüzyılda bölgede hüküm süren Arsames, günümüze önemli tarihi eserler bırakmıştır. Kommagenelilerin atası olan Arsames, bugünkü Fırat Arsameia’sı olarak bilinen Gerger Kalesi ile Nymhois Arkameia’sının kurucusudur. M.Ö.109’da bağımsızlığına kavuşan, doğu ve batının kültür, sanat ve inançlarının sentezi olan Kommagene Medeniyeti M.S. 72’de Anadolu’da Romalılar tarafından ortadan kaldırılarak Suriye Eyaletine bağlanan son krallık olmuştur.

Kahta, Arap, Ermeni, Artuklular, Haçlı Seferlerini müteakiben Selçuklular, Babiller, Moğollar, Memlükler ve Dulkadiroğuları hakimiyetinde kaldıktan sonra 1516 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı hakimiyetine girerek önce Dulkadirli Emaretine, Kanuni zamanında ise sancak merkezi haline getirilen Samsat’a bağlanarak Zülkadiriye Eyaletine (Maraş) bağlanır.
Kahta 1531 yılında Malatya’ya, 1349 yılında ise Hısn-ı Mansur’a (Adıyaman) bağlanır. 1859 yılında Malatya sancak olunca Kâhta’da diğer kazalar gibi yeniden Malatya’ya bağlanır. Bu durum Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına kadar devam eder.

Kahta Cumhuriyet döneminde Malatya’ya bağlı bir ilçe olarak yapılandırılır. Cumhuriyetin ilk yıllarında yer değiştirerek eski Kâhta’nın 26 k.m. güneyindeki şimdiki yerine taşınır. İlçemiz 1954 yılında Adıyaman’ın il olması ile birlikte Adıyaman’a bağlanmıştır.

İlçe Merkezinin yerleşim yeri ova üzerindedir. İlçenin kuzey bölgesi dağlık olup, bu bölgede köyler tarım arazisi dışına, yamaçlara kurulmuştur. Güney bölümündeki köyler ise ova içerisindedir.
Kahta; 38-17 doğu boylamı ile 37-45 kuzey enlemi üzerinde yer alır. Denizden yüksekliği 750 metredir. Kuzeyde yüksekliği 2000 metreye ulaşan sıra dağlarla çevrili ilçe 1490 km2’lik yüz ölçüme sahiptir. Adıyaman ilinin 33 km. doğusunda yer alır. İlçe yüzölçümünün -Kahta merkez dahil- yaklaşık üçte ikisi 1. derecede, kalan yaklaşık üçte biri ise 2. derecede deprem bölgesi içindedir.
Kahta ilçesi, doğuda Gerger ilçesi, güney ve güneydoğuda Şanlıurfa ili, güneybatıda Samsat ilçesi, batıda Adıyaman, kuzeyde Sincik ilçesi ve Malatya ili ile çevrilidir. Şu anda ilçenin doğu ve güneydoğu kesimindeki sınırını Atatürk Baraj Gölü meydana getirmektedir.

İlçenin kuzey kesimi dağlık alanlardan meydana gelirken, güney kesimi düzlük alanlardan meydana gelmektedir. Kuzeydeki en yüksek nokta Nemrut Dağıdır (2.206m.), dağlık alanlardan güneye doğru gidildikçe önce plato alanlarına sonra geniş ovalara geçilir. Kahta Antitoros Dağlarının güney eteklerinde başlayıp güneye doğru alçalan ve Harran ovasına doğru uzanan bir arazi yapısına sahiptir. İlçe merkezi düz bir alanda kurulmuştur.

Dağlar :
* Nemrut Dağı
Akarsular : İlçenin en önemli akarsuları Kahta Çayı ve Kalburcu Çayıdır.
* Kahta Çayı
* Kalburcu Çay
Göl ve Göletler:
* Kahta’da tabi göl yoktur.
* 100. Yıl Göleti * Dut Göleti

İlçe Adının Kaynağı

Kahta adının nereden geldiği yolunda kaynaklarda pek bilgi olmamakla beraber, tarihte, Orta Asya’da Ötüken ve Karakurum yakınında Kahta isimli bir kentin varlığı göz önüne alınırsa Kahta isminin Orta Asya kökenli bir isim olduğu sonucu çıkarılabilir. “Kahta” isminin Persçede “Dağın Eteği” anlamına geldiği ve Komagenelilerden önce bölgede hakim olan Persler tarafından kullanıldığı , bu adın da eski yerleşim yerinin konumundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Eski ilçe merkezi Eski Kahta’dır ve Nemrut Dağının eteklerinde yer almaktadır.

İlçenin Tarihi ve Turstik Yerleri :
Kahta İlçesi sahip olduğu tarihi, kültürel ve doğal zenginlikler nedeniyle önemli bir turizm merkezi konumundadır. Özellikle Kommagene Medeniyetinden kalan tarihi miras, kültür turizmi için dünyanın en önemli kaynaklarından birini teşkil etmektedir. İlçenin önemli tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerini arkeolojik kültür varlıkları ve ören yerleri oluşturmaktadır. 2206 metre yükseklikteki Nemrut Dağı tepesinde bulunan Kral Antiochos’un anıt mezarını ziyarete gelenler, güneşin gizemli doğuşunu ve batışını seyretmektedirler.

* Nemrut Dağı (Antiochos’un Anıt Mezarı – Dev Heykeller),
* Arsemia (Eski Kale),
* Eski Kahta Kalesi (Yeni Kale),
* Cendere Köprüsü (Roma Köprüsü),
* Karakuş Tümülüsü (Kadınlar Anıt Mezarı)
* Şeytan Köprüsü,
* Kıran Köprüsü (Değirmenbaşı Köprüsü),
* Han Yeri (Burmapınar),
* Yassıkaya ören yeri
İlçenin tarihi yerlerinin başlıcalarıdır.

İklim ve Bitki Örtüsü :
İlçemizin doğal bitki örtüsü step görünümündedir. Engebeli bir arazi yapısına sahip olup, dağlık kesimde fazla sık olmayan meşe ağaçları, akarsu boylarında ise söğüt ve kavak ağaçları mevcuttur.
İlçemiz sınırları içerisinde bulunan Atatürk Baraj Gölü nedeniyle, iklim yapısı önemli ölçüde değişikliğe uğrayarak, karasal olan iklim, Akdeniz İklimi ile benzerlik göstermeye başlamıştır.
İlçemizde son 10 yılın meteorolojik verilerine göre en düşük sıcaklık – 9.4 0C (1997 yılı Şubat ay’ı) en yüksek sıcaklık 44.4 0C (2000 yılı Temmuz ay’ı) dir.

İlçemize son 10 yılda yıllık olarak en yüksek yağış miktarı m2’ye toplam 1038.5 kg. ile 1996 yılında, aylık en yüksek yağış miktarı 297.6 kg olarak 1996 yılı Mart ayında kaydedilmiştir.
Son on yıllık sıcaklık ortalaması 17.2’ dir.

Gölbaşı

Adıyaman’ a 63 Km uzaklıkta olan Gölbaşı İlçesi, Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’yu, Doğu Anadolu’ya bağlayan Gaziantep-Malatya karayolu ile Adana-Malatya demiryolu yönünde yer almaktadır. Gölbaşı gölünün güneybatısına kurulmuş olan ilçenin, Doğusunda Malatya’nın Doğanşehir İlçesi ile Adıyaman’ın Tut İlçesi, batısında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Çağlayancerit İlçeleri, kuzeyinde Kahramanmaraş’ın Nurhak İlçesi, güneyinde Adıyaman’ın Besni İlçesi yer almaktadır.

Gölbaşı ilçe merkezinin yeri, önceleri boş bir arazi iken 1934 yılında demir yolunun geçmesiyle bir yerleşim merkezi haline gelmeye başlamıştır. Civar İl ve İlçelerden başlayan göçler sonucu 1954 yılında Besni İlçesine bağlı bir köy olmuş, 1958 yılında da ilçe durumuna getirilmiştir. Gölbaşı, gösterdiği hızlı gelişme seyri ile Adıyaman’ın büyük ilçelerinden biri durumuna gelmiştir.

Gölbaşı ilçesinin deniz seviyesinden yüksekliği 866,8 m. yüzölçümü 784 km. karedir. En yüksek dağı 2500 m. yüksekliğindeki Akdağ olup, bunu Meydan ve Boruk dağları izlemektedir. Engebeli bir arazi yapısına sahip olan Gölbaşı ilçe sınırları içerisinden Göksu çayı geçmektedir. Ayrıca bir birleriyle bağlantılı Gölbaşı, Azaplı ve İnekli gölleri mevcuttur.

Gölbaşı'nın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Geçici Köy koruculuğu, halı kursları, esnaflık ilçenin istihdam alanlarındandır. İlçedeki Kömür İşletmesi, tekstil atölyesi, küçük sanayi ve benzer işyerleri istihdam sahalarıdır. İlçede kurulu büyük fabrika, sanayi tesisi yada işletme bulunmamaktadır.

İlçede sanayi kuruluşu olarak Kömür İşletmesi, Tekstil İşletmesi, Un Fabrikası, Yem Fabrikası, Poşet Fabrikası ve Tavuk Çiftliği gibi işletmeler bulunmaktadır

Gölbaşında tarihi yapı olarak, Harmanlı Kasabası Göksu üzerindeki Paşa Köprüsü, Köristan (Yaylacık) Köyü'ne 16 km.uzaklıktaki Göksu üzerindeki Vicne Köprüsü ve Altınlı Köprüsü bulunmaktadır. Bunlardan Altınlı Köprünün yapım tarihi kesin olarak bilinmemelktedir. Bu köprü üç kemerli olup, taşları harç kullanılmadan sıkıştırma suretiyle yapılmıştır. Köprü ayaklarında sulara karşı korunmak amacıyla koni şeklinde mahmuzlar yapılmıştır. Ayrıca Nasırlı Köyü'nde, köyün ilk kuruluş yeri olan Mendede'de bir höyük (Mendede Höyüğü) bulunmaktadır. Kız Kapan'da su sarnıçları, basamaklarla çıkılan mağaralar bulunmaktadır. Çevrede çok sayıda cam, ok demirleri, çanak ve çömlek kalıntılarına rastlanmıştır. Köyün güneyinde 2 km. uzaklıkta ”Çardak” veya “Gölün Başı Mağarası” adı verilen yerdeki mağarada, öküz başı rölyefi bulunmaktadır. Buraya “Musa Gediği” mevkii de denilmektedir. Ayrıca, köyün kuzeyinde “Kırk Bayır” denilen yerdeki mağaralarda mezarlara rastlanmıştır.

Gölbaşı, Belören'de tarihî kalıntılar bakımından zengin bir yerleşim merkezidir. Köyün 6 km. kadar batısında eski yerleşim yeri olan “ Heyik” mevkii bulunmaktadır. Buranın tarihi bir şehir olduğu , dükkan olması muhtemel kalıntılardan, yine buradaki mezar kalıntılarından anlaşılmaktadır.Taşlar doğal halindedir.Belören'in kuzeyinde 5 km. uzaklıktaki etrafı surlarla çevrili Keykubat Kalesi bulunmaktadır. Kale, Roma harcı ile yapılmıştır. Yine Belören'in Beldenin güneyine 5 km. uzaklıkta, “Kent” denilen yerde taş mimari parçalar ile mezar kalıntıları bulunmaktadır. Belören'in güneyinde, 2 km.uzaklıkta “Peri Önü” mevkiinde de bir höyük vardır. Buranın da eski bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir. Ayrıca Gölbaşı’nın kuzeyinde yer alan Çataltepe köyündeki “Köristan” veya “Kölisten”, denilen yerde dağın üzerindeki kalıntının ne olduğu kesinlik kazanamamıştır. Bu kalıntıların yel değirmeni veya bir kiliseye ait olduğu söylenmektedir.

Çataltepe Köyü'nün güneybatısında Kara Mağara denilen doğal mağaranın üzerinde 1 m. çapında ve 2 metre derinliğinde tahıl saklama veya şarap kuyuları olduğu söylenen kalıntılarla karşılaşılmıştır. Ayrıca burada kilise ve ev kalıntıları bulunmaktadır. Bunlar da burasa bir yerleşim olduğunu açıkça göstermektedir. Bunun yanında Belören'in 4 km. uzaklığında 4 küçük mağaradan oluşan küçük kaya, 1,5 km. uzaklığında İllez Kani, Kaba Öğüt denilen ören yerleri ile Höyük mevkii ve Tilki Kalası bulunmaktadır. Burada çok sayıda mimari taşlara, keramiklere ve sarnıçlara rastlanmıştır. Beş Tepe Mevkiindeki bulunan mağarada, nişlere ve Roma harcına benzer harçla yapılmış kalıntılara rastlanmıştır. Bu bölgede yapılacak arkeolojik araştırmaların, karanlıkta kalmış bazı noktaları aydınlatacağı da açıktır.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Paşa Köprüsü, Köristan (Yaylacık) Köyü'ne 16 km.uzaklıktaki Göksu üzerindeki Vicne Köprüsü ve Altınlı Köprüsü bulunmaktadır.

Gerger

İlçenin tarihi; İlin genel tarihine uygun bir karakter taşımakla birlikte coğrafi olarak dağlık bir alanda yer alması ve ulaşım zorlukları nedeniyle bazı farklılıklar gösterir.

Bazı kaynaklara göre M.Ö.VI.Yüzyılın ilk yarısında yaşayan Selevkos Kralı Arsemes, Fırat üzerinde aşağı ARSEMİA adlı bir kent kurmuştur. Bu kent Gerger Kalesi olarak halen bulunmaktadır. Aşağı ARSEMİA KOMMAGENE krallı, zamanında kışlık kent olarak kullanılırdı.

Bu bölge daha sonra Doğu ROMA (Bizans) İmparatorluğunun eline geçmiştir. Bu tarihlerde, halkın geneli Hristiyanlık dininin Gregoryan Mezhebine bağlı olup, Hicri 135 yılında Abbesi halifelerinden Ebu Cafer-el Mansur’un Adıyaman, Kahta ve Samsatla birlikte burayı da fethettiğini görmekteyiz. Bölge bu tarihten sonra İslamlaşmaya başlamıştır. Daha sonra Gerger ve çevresi Abbasilerin zayıflamasıyla HAMDANİLER’in sonra tekrar Bizansın eline geçmiştir. Selçuklular zamanında Gümüştekin 1066 yılında Hısn-ı Mansur’u ele geçirmiş fakat iç karışıklıklardan dolayı geri çekilmiştir.

Selçukluların bölgedeki hakimiyeti 1071 yılında Büyük Selçuklu İmparatoru ALPARSLAN’ın Bizans İmparatoru Romanos Diognes (Romen Diyojen)’i Malazgirt’te uğrattığı büyük yenilgiden sonra kesinleşmiştir.

Bölge, Selçukların yıkılmasından sonra Artukoğullarının eline, onlardan sonra da I. Haçlı Seferi münasebetiyle Haçlıların eline geçmiştir. Zengiler, Artuklular,Frank Kontluğu,Eyyubiler ve daha sonra da Anadolu Selçukluların eline geçmiştir. Baba İshak isyanı nedeniyle Türkiye Selçuklularının zor duruma düşmesini fırsat bilen Moğolların saldırıya geçmesiyle bu bölge de Moğol istilasına maruz kalıp Moğolların eline geçer.

Bu bölgenin daha sonra Memlukluların onlardan sonra da Timurluların eline geçtiğini görmekteyiz. Timurluların çekilmesinden sonra yörenin DULKADİROĞLULARI’nın eline geçtiğini ve uzun süre onların elinde olduğunu görüyoruz. 1515 Turnadağ savaşıyla yöre Osmanlıların eline geçmiştir.

Adıyaman İli ve İlçelerinin sonraki tarihi süreç içerisinde durumu şöyledir; Adıyaman, 1849 yılında sancak haline getirilen Diyarbakır’a bağlanmıştır. 1859 yılında Malatya Sancak olunca Gerger, Malatya’ya bağlanmıştır.

Cumhuriyet dönemine Malatya-Pütürge İlçesine bağlı köy olarak giren Gerger 1 Aralık 1954 yılında İl olan Adıyaman’a bağlanmıştır. İlçe merkezi 1954-1957 yılları arasında halen köy tüzel kişiliğine sahip Güngörmüş köyünde bulunuyorken. 25.06.1957 tarih ve 9642 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 7022 Sayılı Kanunun uygulamasıyla 10 Şubat 1958 yılında İlçe merkezi Budaklı köyü ALDUŞ mezrasına (şimdiki Gerger İlçesi) nakil edilmiştir.

Adıyaman’ın kuzeydoğusunda yer alan Gerger’ in yüzölçümü 702 Km.dir. Kuzeyinde Malatya’ nın Pötürge ilçesi; doğusunda Diyarbakır’ ın Çüngüş ve Çermik ilçesi ve Şanlıurfa’ nın Siverek ilçesi; güneyinde Kahta; batısında Sincik İlçeleri ile sınırdır. İlçenin doğu ve güney sınırını Fırat Nehri üzerinde yapılan Atatürk Baraj Gölü çizmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği 770 M.dir. İlçe, tümüyle dağlık bir bölgede kurulmuştur.En yüksek noktası Kımıl Dağı 2250 M. Yüksekliğindedir. Kürdek, Hacı Bazı ve Kımıl önemli dağlarıdır. Çet, Kürdek, Ovacık, Kımıl Dağı ve Beyaz Çeşme yaylaları ilçe sınırlarındadır. Ayrıca Güngörmüş ve Gürgenli Köyleri’ nin arasında Kara Göl isminde bir göl bulunmaktadır.

Gerger ilçesinde bulunan yaylalar Çet, Kürdek, Ovacık, Kımıl Dağı ve Beyaz Çeşme yaylalarıdır. İlçenin 5 km. uzağında Eskikent Köyü'nün kuzeyinde Murfan mağaraları da bulunmaktadır.

Gerger ilçesi; il merkezine 105 km. uzaklıkta ve ulaşım karayolu ile yapılmaktadır. Karayolu ağı ise; Adıyaman, Kahta, Narince, Gerger ve Gölyurt’ a kadar gitmektedir. Yol asfalttır. Gölyurt karayolu’ nun 18 Km. ‘si stabilizelidir.

İlçe sınırlarında bulunan önemli akarsular, başta Fırat nehri olmak üzere Demirtaş Çayı ile Çifthisar Çayıdır.

İklimi; kışları soğuk, yazları sıcak ve kuraktır. Bu özellikleri ile Akdeniz iklimi ve kara iklimine sahiptir.

Gerger Kalesi

Gerger İlçesinin Oymaklı köyündeki kale, Roma döneminde inşa edilmiş, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde surlar, kale kapıları ve tonozlu yapı grupları eklenerek kullanılmıştır. Kalıntılarının büyük bölümü günümüzdede ayaktadır.

Fırat Nehri’nin batı yakasında yer alan Gerger kalesi, M.Ö. 2. yüzyılda Kommageneliler’in atası olan Arsemes tarafından kurulmuştur. Kale, Kommagene Krallığı’nın doğu sınırını oluşturmakta olup Fırat nehri üzerindeki geçişlerin kontrol noktası durumundadır. Sarp kayalar üzerine, Aşağı Kale ve Yukarı Kale olmak üzere iki bölümde inşa edilen Gerger Kalesi, Kommageneliler’in ilk idare merkezi durumunda olup, aynı zamanda kutsal bir tapınak görevini de üstlenmiştir.

Üç girişi bulunan Yukarı Kale'nin 1. kapısı yanında kayalardan oyulmuş merdivenler, koridorlar ve mezarlar bulunur. 3. kapı çevresinde Kral Samos ve torunu I. Antiochus tarafindan yazdırılan altı kitâbe bulunmaktadır. Kalenin üst kısımlarında yapı temelleri, burçlar; alt kısımlarında su sarnıçları ve evlere ait kalıntılar bulunmaktadır. Aşağı kalede Orta Çag'a ait İslam yapı temelleri olduğu bilinmekle birlikte, kalıntıları iyi durumda değildir. Yine kayalardan oyulmuş merdiven ve koridorlar, su sarnıçlarına ait kalıntılar bu bölümde de bulunmaktadır. Aşağı Kale'nin batı surlarına dışarıdan bakıldığında kayalara oyulmuş Kral Samos'a ait bir rölyef görülmektedir. Dört metre yüksekliğindeki rölyefte Kral Samos tören giysileri üzerinde silahlarla kuşanmış ve sağ elini ileri doğru uzatmış olarak ayakta tasvir edilmiştir.

Çelikhan

Çelikhan ilçesi'nin, doğusunda Sincik, batısında Malatya’nın Doğanşehir ilçesi, güneyinde Adıyaman merkezi, kuzeyinde Malatya ili Yeşilyurt ilçesi ile çevrilidir.

Çelikhan İlçesi Adıyaman’a 56, Malatya’ya 95 km dir. Malatya-Adıyaman arasında bulunan Güneydoğu Torosların devamı olan yüksek dağların arasın da kurulmuş bir ilçedir. Rakımı , ilçe merkezi 1388 m dir. İlçenin yapısı dağlık ve engebelidir. İlçenin yüksek dağı Akdağ olup rakımı 2700 m yüksekliktedir. En önemli akarsuları Bulam ve Abdulharap çayıdır. Abdulharap çayı üzerin de Çat barajı kurulmuştur.
Çelikhan’ın ilk ismi Komişir olarak bilinir. Cumhuriyet Döneminden sonra bu isim Çelikhan olarak değiştirilmiştir. Çelikhan'ın yerleşik halkını Türk boylarından Hamkoda, Perta, Sisa ve Tilla oymakları oluşturmaktadır

Çelikhan, Adıyaman yöresinde olduğu gibi Hitit, Asur, Pers, Makedonya, Seleukos, Roma ve Bizans devletlerinin egemenliği altında kalmıştır. Hz. Ömer zamanında Arapların eline geçmiş ve Keysun’a bağlanmıştır. 949 yılında tekrar Bizanslılar tarafından alındıysa da 1071 yılında Malazgirt Zaferi’nden sonra Çelikhan yöresi Malatya ve Adıyaman illeriyle beraber Selçukluların eline geçmiştir. 1391-1389 yıllarında Yıldırım Beyazıt komutasındaki Osmanlılar bu bölgeyi Memlük beylerinin elinden almış ancak bir kaç yıl sonra bölge Timur ordularının egemenliğine girmiştir. 1516 yılında yapılan Koçhisar Savaşı sonunda bölge Yavuz Sultan Selim tarafından Dulkadiroğulları'non Osmanlı'ya katılmasıyla Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.

Bugünkü Çelikhan bölgesi 1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonra yapılan adli, askeri ve mülki ıslahat sonunda merkezi Harput olan Mamurat-ül Aziz eyaletine bağlanmıştır. ( Bu tarihte Mamurat-ül Aziz eyaletine bağlı üç sancaktan birini Malatya teşkil etmekteydi.) 1864 yılında vilayetlerin kurulması hakkındaki nizamname ile büyük kadılıklar ilçe, küçük kadılıklar ise bucak müdürlüğü haline getirilince “Ortaköy” adında bir bucak müdürlüğü kurulmuştur. Bu tarihten sonra eski adı Arga olan Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı bir yerleşim birimi konumunu almıştır. 1927 yılına kadar Akçadağ’a bağlı olan Çelikhan, 1927-1931 yılları arasında Koçali Bucak Müdürlüğüne bağlanmıştır. 1931 yılında ise Çelikhan adıyla bir bucak müdürlüğü kurulmuştur.

Çelikhan 1869 depreminde büyük yıkıma uğramış, Merkez Camii civarında çok sayıda ev yıkılmıştır. Diğer taraftan 1934 yılında halk arasında “Mıtık” adı verilen bulaşıcı, salgın bir hastalığın Çelikhan’da baş göstermesi ile çok sayıda insan ölmüş, çok sayıda aile de civar il ve ilçelere göç etmek zorunda kalmıştır.

1954 tarihinde Malatya iline bağlı İlçe olarak kurulan Çelikhan daha sonra 14 Haziran 1954 tarih ve 6418 sayılı kanunla Besni, Gerger, Gölbaşı ve Kahta ilçeleriyle birlikte kurulan Adıyaman iline bağlanmıştır.
İlçe halkı geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Ancak yörenin engebeli oluşundan ötürü tarıma elverişli alanları oldukça sınırlıdır. Bununla birlikte, tütün, hububat, meyvacılık ve sebze tarımı yapılmaktadır.

Yörede turizm yönünden Çelikhan-Adıyaman karayolunun 5. km.de Beypınarı mesire yeri, ilçe merkezinde Zerban Suyu, Pınarbaşı Kasabası'nda Havşeri Pınarı ve Mestan, Recep Çayı, Jari Yaylası, Koyunpınarı yaylası ve Çat Barajı bulunmaktadır.

M.Ö.5000 yılına uzanan tarihi ile Güney Doğu Anadolu’nun eski yerleşim merkezlerinden birisi olarak dikkati çeken Besni, aynı zamanda da çok hareketli sanayi ve eski ticaret kenti oluşu ile tanınır. Bunda Halep Ticaret Yolu üzerinde oluşu kadar, savunmaya son derece elverişli yapısı ve muntazam bir kaleye sahip oluşunun büyük bir payı vardır. Sulak ve ormanlık arazi varlığı ile çekiciliğini her dönemde canlı tutmuştur. Bu yüzden "Cennete Eş" manasına gelen Bethesna, Bihicti, Bisni gibi isimlerle söylene gelmiştir. Malazgirt Zaferi ile Anadolu'ya giren Türkler Besni'ye üç koldan girerek burasını bir ‘Türk Yurdu’ haline getirmişlerdir. Bunlar Saka-İskit Türklerinin Varsak, Türkmenlerin Avşar ve Çerkez oymakları olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıkarılmıştır.

Tarihinde bir çok saldırılara da hedef olan Besni özellikle Moğol ve Timur'un istilalarına karşı destanlaşan kahramanlıkları ile Yıldırım Beyazıt'tan takdirname alan ilk şehirdir. Osmanlı padişahlarından Yıldırım ve Yavuz Besni'ye uğramış, Baybars, Buldaç, Kamil, Süleyman adlı Türk komutanları da Besni'de ağırlanmıştır. Evliya Çelebi'nin "Hayran Kaldım" dediği yer Besni'dir.

Osmanlı döneminde el sanatları bakımından zirveye çıkan Besni, Anadolu’nun her yerinden gelen tüccarların akınına uğradığı, kervanların konakladığı bir yer olarak da tarihe mal olmuştur.

İstiklal Savaşı döneminde, milli bir ruhun savaş boyunca Besni'de de varlığına şahit olunur. İlk mebus Reşit Bey'in Sivas Kongresinde Atatürk'ün en yakın çalışma arkadaşı olarak maddi ve manevi destek verdiği de bilinmektedir.

Ayrıca Hüveydi aşireti reislerinden Hasan ve Yusuf Beylerin kurup organize ettiği Kuva-i Milliye teşkilatı Antep ve Maraş savunmalarında büyük rol oynamıştır. Antep'deki Fransız silah deposuna ilk baskını yaparak bir çok askeri de esir alan yine bu teşkilattır. Cumhuriyet döneminde "Fetva Emirliği" ne kadar çıkan bir çok alimin ve Divan Edebiyatına giren şiirlerin sahibi bir çok şairin yetiştiğini görmekteyiz.
Besni'nin batı ve kuzeybatısında Gölbaşı, kuzeydoğu ve doğusunda Adıyaman Merkez İlçesi, güneyinde Şanlıurfa ile Gaziantep, güneybatısında da Kahramanmaraş bulunmaktadır. Besni'nin batısı Güneydoğu Torosların barı uçları ile çevrelenmiştir. Kuzeydoğu ve güneybatı doğrultusunda uzanan bu dağlar İlçenin batı kesimlerinde alçalarak plata özelliği gösterirler.

Besni'nin ismi tarihte Behisni, Bihisni, Besne, Behesna, Behisti gibi sözcüklerle anılmıştır. Bazı kaynaklara göre de Farsça'da eşsiz veya cennet anlamına gelen Hesna sözcüğünden türediği de belirtilmiştir.
Besni yöresi tarihte Akatların, Hurrilerin, Mitannilerin ve Asurluların akınlarına uğramıştır. Burada MÖ.1500'lerden sonra Perslerin, Helenlerin ve Romalıların eline geçmiştir. Halife Ömer zamanında Halid Bin Velid'in komutanlarından Rebiatu'l-Bahali yöreyi ele geçirmiştir. Bizans ve Abbasiler arasında el değiştiren Besni ve çevresi 1149'da Maraş senyörlüğünün egemenliğinde kalmıştır. Bu durum Selçuklu, Eyyubi ve Moğol istilalarına uğrayıncaya kadar sürmüştür. Sultan I.Beyazıt Besni ve çevresini 1395'te Osmanlı topraklarına katmıştır. Bundan sonra 1400'de Timur'un ordularının işgaline uğramış, daha sonra Dulkadiroğulları ile Memlûklar arasında el değiştirmiştir. Yavuz Sultan Selim Mısır seferi sırasında Besni yöresini Dulkadiroğulları'nın yönetimine bırakmıştır. 1521'den sonra, Dulkadiroğulları'nın Osmanlılara katılması ile Besni de Osmanlı Devletinin Malatya sancağına bağlı bir kaza olmuştur. Cumhuriyet döneminde Malatya'ya bağlı bir ilçe iken, Gaziantep'e (1926), tekrar Malatya'ya (1933), Adıyaaman'ın 1954'te il olması ile de ona bağlanmıştır.

Besni Kalesi:
İlçenin yaklaşık 2 km. güneyinde olan kale, üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili sivri bir tepenin üzerinde kurulmuştur.Kaleye yalnızca güneyden dik bir yamaçtan çıkılması mümkündür.Savunmaya çok elverişli olan Besni Kalesi, mancınıkları ve diğer yapı kalıntılarıyla hala dimdik ayaktadır.Kalenin kuruluş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 13. y.y.da Memluklerin hakimiyeti zamanında (1923) Besni Kalesi sağlamlaştırılır.

Kalenin ortasında bir kuyu bulunmaktadır.Batı kesiminde bir anıtı andıran karşı karşıya yapılmış iki büyük yapır vardır.Halk arasında Çifte Mancınık adı verilen bu iki mancınık arasında esirlerin asılarak düşmana gösterildiği ve gözdağı verildiği rivayet edilmektedir.

Adıyaman tarihin bilinen en eski yerleşim yerlerinden biridir. Adıyaman Palanlı Mağarasında yapılan incelemelerde kent tarihinin M.ö. 40.000 yıllarına kadar uzandığı anlaşılmıştır.

Yine Samsat-Şehremuz Tepe'deki tarihi bulgulardan M.ö. 7.OOO yılına kadar Paleolitik M.O. 5.000 yıllarına kadar Neolitik M.Ö. 3.OOO yıllarına kadar Kalkolitik ve M.O. 3.0OO-1.200 yıllan arasında da Tunç Çağı dönemlerinin yaşandığı anlaşılmıştır. Bu dönemde bölge Hititlerle Mitannilar arasında el değiştirmiş ve Hitit Devletinin yıkılmasıyla (M.Ö. 1.200) karanlık bir dönem başlamıştır. M.Ö. 1.2OO'den Frig Devletinin kuruluşu olan M.Ö. 750 yıllan arası dönemle ilgili olarak yazılı kaynağa rastlanmamıştır. Ancak; bu dönemde yöre Asur etkisine girmeye başladığından Samsat'ta bulunan Asur etkili mühürler ve Kahta Eskitaş Köyünde bulunan Hitit Hiyeroglifi ile yazılmış kitabeler Anadolu'daki tarihi silsilenin ilimizde de aynen devam ettiğini göstermektedir. Bu dönemde Adıyaman ve çevresinde Hitit Devletinin yıkılmasıyla ortaya çıkan Geç Hitit şehir devletlerinden biri olan Kummuh Devleti hüküm sürmüştür.

M.Ü. 9OO-70O yılları arasında yöre Asur etkisinde kalmakla birlikte Asurlular tam olarak egemen olamazlar. 6. yüzyılın başlarından itibaren yöreye Persler hakim olur ve yöre Satrap'lar (Valiler) eliyle yönetilir. M.O. 334 yılında Makedonya Kralı Büyük iskender'in Anadolu'ya girmesiyle Pers'ler hakimiyetini kaybetmiş ve M.ü. 1. yüzyıla kadar yörede Makedonyalı Selev-kos Sülalesi hüküm sürmüştür. Bu sülalenin gücünün zayıfladığı sıralarda Kral Mithradetes l Kallinikos Kommagene Krallığının bağımsızlığını ilan etmiştir (M.O. 69).

Başkenti Samosota (Samsat] olan Kommagene Krallığı egemenliğini MS. 72'ye kadar sürdürmüş bu tarihte yöre Roma imparatorluğunun eline geçmiş ve Adıyaman Roma imparatorluğunun Syria (Suriye) Eyaletine 6. Lejyon olarak bağlanmıştır. Roma imparatorluğunun 395 yılında Batı ve Doğu Roma olarak ayrılmasıyla Adıyaman Doğu Roma imparatorluğuna katılmıştır. 643 yılından itibaren bölgeye İslam akınları başlamakla birlikte İslam hakimiyeti ancak 670 yılında Emevi'lerle kurulabilmiştir. 758 yılında ise II Abbasi komutanlarından Mansur Ibni Cavene'nin hakimiyetine girer. 926 yılına kadar Abbasi hakimiyetinde kalan H'de bu tarihte Hamdanüerin egemenliği başlar. 958 yılında yöre yeniden Bizanslıların eline geçer.

1114-1181 yıllan arası yöreye Türk akınları olur. 1204-1298 yılları arasında Samsat ve yöresini Anadolu Selçukluları ele geçirir. 1230 ve 1250 yıllarında Moğol saldırılan yaşanır. 1298'de yöre ve bölge Memlüklerin eline geçer. 1393 yılında Adıyaman bu kez de Timurlenk tarafından yağmalanır.

Büyük bir istikrarsızlığın olduğu Orta çağ boyunca Adıyaman Bizans Emevi Abbasi Anadolu Selçukluları Dulkadiroğullan arasında el değiştirmiş ve nihayet Yavuz Sultan Selim'in Iran seferi sırasında 1516 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı topraklarına katılan Adıyaman başlangıçta merkezi Samsat'ta bulunan bir Sancakla Maraş Beylerbeyliğine bağlıyken Tanzimat’tan sonra bir kaza olarak Malatya'ya bağlanmıştır.

Cumhuriyetin kuruluşundan 1954 yılına kadar eski idari yapısı korunarak Malatya'ya bağlı kaza konumunda olan Adıyaman 1 Aralık 1954 tarihinde 6418 sayılı Kanunla Malatya'dan ayrılarak müstakil il haline gelmiştir

Adıyaman İli mağara devrinden itibaren günümüze kadar çeşitli medeniyetlere sahne olmuş, birçok kültürün yoğrulup özleştiği; sözü, giyimi-kuşamı, oyunu-düğünü ve hayatın çeşitli dönemleri ile (doğum, evlenme, ölüm) ilgili adet ve inançları, misafirperverliği, insan sevgisi, hayat felsefesi, dünya görüşü, halısı, kilimi, sicimi, heybesi ile halkbilim konusu teşkil edebilecek değerlere sahip zengin bir İlimizdir.

Folklor açısından bilimsel alan araştırmalarına konu olabilecek birikime sahip, çoğu yerde rastlanmayacak kadar özgün ve zengin kültürel değerler hazinesi olan Adıyaman İli günümüze kadar detaylı ve yeterli bir çalışmaya konu olmamıştır. Ancak bilimsel araştırmalar için ön çalışmalar başlatılmış bulunmaktadır.

Türk ve yabancı bilim adamlarının yapmış olduğu arkeolojik kazılar neticesinde elde edilen bilgiler doğrultusunda Milattan Önceki dönemlerde bile insanların yaşadığı zengin medeniyetlerin varlığını kanıtlayan Pirin Mağaraları ve günümüze kadar bütünlüğünü koruyarak gelebilen tarihi eserleri ile insanlık tarihi ve kültürün aynası niteliğindedir. Folklorumuzun bugüne gelişinde bu yapının şüphesiz etkisi vardır.

Teknolojinin ilerlemesi ve iletişim araçlarının gelişip yaygınlaşması ile kültürlerin daha hızlı kaynaşması ve değişmesi arasında sıkı bir bağ vardır. Bu kaynaşma ve değişim sürecini, Adıyaman İli’nin folklorik bir çok unsurlarında görmek mümkündür. Bu değişime giyim-kuşam, örf, adet, gelenek ve göreneklerin yanı sıra, değer yargılarında da rastlamaktayız.

FOLKLOR :

a) Efsaneler:

Belli yerlere bağlı efsanelerin halk kültürü sahasında ayrı bir yeri vardır. Bütün dünyada insanlar oturdukları yeri kutsallaştırırlar. Değerlerine ve dini inançlarına bağlılıkları ile dikkat çeken Adıyamanlılar arasında inançlar etrafında teşekkül eden efsaneler yaygın ve Adıyaman İli bu bakınmadan oldukça zengindir. Adıyaman’da özellikle dini binalar olan türbeler dini büyükleri ve yerleşim yeri olan Adıyaman’ın adının nereden geldiği ile ilgili çeşitli efsaneler anlatılmaktadır.

Önemli efsaneleri; Yedi Yaman Efsanesi, Kommgene Kralı Efsanesi, Efsane kahramanlarına ise Şeyh Abdurrahman Dede ile Çıplak Dede örnek olarak verilebilir.

Bunlardan Yedi Yaman efsanesi şöyledir;

"Putperes bir babanın inançlı yedi oğlu vardır. Bu nedenle babaları tarafından öldürülen yedi kardeş, aynı yere gömülürler. Sonradan "Yedi Yaman kardeş" diye anılan bu kişilerin gömülü oldukları yer, daha sonraları "Yedi Yaman" diye nitelenen bölge telaffuz edilmeye başlar. Nihayet bu deyim de zamanla değiştirilerek İlin adı olan Adıyaman sözcüğü kullanılır."

b) Türkü ve Maniler:

Tüm Anadolu insanı gibi, Adıyaman insanı da güncel yaşantısını, sevinç ve acılarını türkü ve manilerle dile getirir. Düğün, taziye ve mesire yeri gibi toplulukların oluştuğu mekanlarda kimi eğlence, kimi ağıt, kabilinde türkü ve maniler söylenir.

Türküler çoğu kez saz (bağlama) eşliğinde söylenirken, maniler genellikle müziksiz terennüm edilir. Bazen türküler söylenerek halaylar çekilir. Adıyaman’ın Türkiye çapında ünlenmiş bir çok türküsü vardır. Türküler, genellikle uzun hava ve ağıt türküleridir. Ünlü türküler arasında "Gölbaşı’na vardım altın Yüzüğüm Kırıldı ve Türkmen gelini" sayılabilir.

Fırat Nehri üzerinde de bir çok türkü yakılmıştır. Bunlardan birinin öyküsü şöyle;

"Zamanın birinde Hamu Dayı, Fırat Nehrini geçerek Urfa’da askerliğini yapmakta olan oğlunu ziyaret etmek ister. Fırat, insan ve hayvanların birlikte bindirileceği ilkel bir Sal ile geçilecektir. Sal’a sabahın erken saatlerinde binilir. Ama nehrin tam ortasına gelindiğinde, salda bulunan bir atın ürkmesiyle Sal devrilir ve içindekilerle birlikte Hamo Dayı’da boğulur. Ailesi, olaydan habersiz günlerce onun yolunu gözler. Ama bir gün kara haber köye ulaşır. Dövünmeler, ağıtlar başlar.....

Fırat, Hamo Dayı gibi çok canlar yakmıştır. Adıyaman’da işte Fırat’tan canı yananların söylediği ünlü Fırat Türküsü söylenir.

c) Halk Oyunları

 

Adıyaman Halk oyunları içerisinde kadın ve erkeğin her türlü sosyal faaliyette omuz omuza olmaları, her türlü doğal felaketlere birlikte göğüs germeleri özellikle dikkat çekmektedir. Yöremiz halk danslarında kadın ve erkeğin yan yana diziliş ve oynayışı bunu göstermektedir. Davul ve zurnanın, İl folklor ünde önemli bir yeri vardır.

d) El Sanatları

 

Başta İlçelerimiz olmak üzere, bazı Köylerimizde insanımızın sanat ve estetik zevkini el becerisini gösteren halı, kilim, sicim, heybe ve hurç gibi dokumalar devam etmektedir. İhyacın karşılanması yanında turistik eşya olarak da üretilmektedir. Bunun yanında genç kızlarımızın sözü, dili sayılabilecek yazma oyaları, kanaviçe nakışları da yöremizde büyük önem ve değere sahiptir.

Günümüzde gelişen teknoloji karşısında varlığını korumayan köşkerlik (Yemenicilik) hemen hemen yok olmuştur.

e)Mutfak

Adıyaman, yemek çeşitleri bakımından bir çok ille, özellikle de çevre İllerle benzerlik göstermekle beraber, gerek yemeklerin adı ve gerekse de yapılış şekli ile farklılık göstermektedir. Yöremizin yemeklerinin temel maddeleri; Buğday ürünleri, kuru baklagiller, sebzelerden patlıcan, domates, lahanadan oluşmaktadır. Tat verici olarak bütün yemeklerde soğan, sarımsak, salça, pul biber, maydanoz, kuru nane ve diğer baharatlar kullanılmaktadır.

Ekonomik duruma göre etin yerini kuru baklagiller almaktadır. Ayrıca yabani bazı otların da yemeklerde kullanıldığı dikkat çekmektedir.

Kültür değişiminin sonucu olarak Adıyaman mutfağında büyük gelişim ve değişim olduğu gözlenmektedir. Bu değişim süreci yöremiz mutfağını zenginleştirmiş olup, sebzelerin kullanımını artırmıştır.

Bütün bu açıklamalar ışığında yöre yemeklerinden bir kaçını isim olarak şu şekilde sıralayabiliriz; Etli çiğ köfte dolmalı köfte (İçli köfte), eşkili köfte (Yöresel adıyla basalla), çılbır, mercimekli köfte, yapıştırma, lahmacun, ekmek üstü, meyhane pilavı, hitaptır.

f)Kütüphaneler:

Adıyaman’da İlçe merkezinde, ikisi de beldelerinde olmak üzere yedi halk kütüphanesi vardır. Ayrıca İl merkezinde bir adet de gezici kütüphane mevcuttur.

Mevcut sabit kütüphanelerin kuruluş yılları ve sahip oldukları kitap sayıları aşağıda verilmiştir.

 

KÜTÜPHANELERİN KURULUŞ YILLARI VE KİTAP SAYILARI

KÜTÜPHANE ADI

KURULUŞ TARİHİ

KİTAP SAYISI

Adıyaman Halk Kütüphanesi

1965

26.973

Besni Halk Kütüphanesi

1983

5.192

Çelikhan Halk Kütüphanesi

1991

1.778

Gerger Halk Kütüphanesi

1994

750

Gölbaşı Halk Kütüphanesi

1981

7.008

Kahta Halk Kütüphanesi

1981

5.235

Suvarlı Halk Kütüphanesi

1992

879

Belören Halk Kütüphanesi

1993

359

Adıyaman Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alan bir İl’dir. 38’11’ - 37’25’ kuzey enlemi ile 39’14 - 37’31’ doğu boylamı üzerinde yer alır. Rakımı 669 metredir. Doğusunda Diyarbakır, güneyinde Şanlıurfa ve Gaziantep, batısında Kahramanmaraş, kuzeyinde ise Malatya İlleri ile çevrilidir. İlin merkez İlçe dahil 9 İlçesi, 355 Köyü, 613 Mezrası bulunmaktadır.

AKARSULAR :

İldeki akarsular genellikle kuzeyden güneye doğru ve paralel olarak akarlar, Sular düzensiz olup, derin yataklıdır. Fırat nehri İlin en önemli akarsuyudur. Şanlıurfa ve Diyarbakır İlleri ile sınır oluşturur. İl içindeki uzunluğu 180 Km’dir. Kahta, Kalburcu ve Göksu çayları nehrin başlıca kollarıdır. Diğer akarsular Halye deresi, Eğri çayı, Çakal çayı, Çat deresi, Gürlevik deresi, Besni Akdere, Sofraz çayı, Keysun çayı, Ziyaret çayı ve Göksu çayı diğer kolları diye sıralanmak mümkündür.

OVALARI :

Önemli sayılacak ova platolar İlin güney kesiminde yer almış olup, isimleri; Kahta ovası, Samsat Ovası, Keysun ovası, Azaplı-inekli ovası, Çelikhan (Pınarbaşı) ovası ile Adıyaman ovasıdır.

DAĞLIK ALANLAR:

Kuzey kesimi, Torosların uzantısı olan Malatya Dağları ile kaplıdır. Güneye inildikçe yükseklikler azalır ve tamamıyla ova nitelikli araziler başlar. Çelikhan, Tut ve Gerger İlçelerinin tamamına yakını dağlık bir özellikte görünür. Merkez Besni ve Kahta İlçelerinin kuzey kesimleri dağlık, güney kesimleri ova şeklindedir. Samsat İlçesi ise İlin en düzlük arazilerine sahiptir. İlin belli başlı dağları ile bunların rakımları şöyle sıralanabilir.

- Akdağ 2.551 m.

- Dibek 2.549 m.

- Ulubaba 2.533 m.

- Gördük 2.206 m.

- Nemrut 2.150 m.

- Borik 2.110 m.

- Bozdağ 1.200 m.

- Karadağ 1.115 m.

 

GÖLLER :

İlde dört doğal ikide yapay olmak üzere altı göl bulunmaktadır.

Doğal Göller;

- Gölbaşı Gölü 2.19 Km.

- İnekli Gölü l.09 Km.

- Azaplı Gölü 2.72 Km.

- Abdulharap Gölü 5 Km.

  Yapay göller ise;

- Atatürk Baraj Gölü : 81.700 hektar

-Çamgazi Baraj Göleti : İnşaat çalışmaları devam etmektedir.

BİTKİ ÖRTÜSÜ :

Adıyaman İli Doğu, Güneydoğu ve Akdeniz bölgelerinin özelliklerini taşımaktadır. Bitki örtüsü üç bölgenin özelliklerini taşır. Yüksek rakımlı yerler genelde meşe ağaçları ile kaplanmış olmakla birlikte, bu alanlar yer yer muhtelif nedenlerle çıplak hale geldiği görülmektedir. Yaz mevsiminin uzun ve kurak geçmesi dolayısıyla orman içi bitki örtüsü yok denecek kadar azdır. Tarım yapılmayan alanlar çayır, mera, yabani ağaçlar ve makilerle kaplıdır. Tarla alanlarının bulunduğu alçak rakımlı arazilerin bitki örtüsü ise, insanların eliyle tahribe uğramıştır.

İKLİMİ :

Adıyaman karasal iklimin etkisindedir. Genelde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Doğu Anadolu ile Akdeniz bölgeleri arasında geçit konumundadır. Bölgedeki diğer İllere göre daha çok yağış alır.

YERALTI KAYNAKLARI :

Adıyaman İli Maden, petrol ve tarihi eser açısından oldukça zengindir. Özellikle Gerger, Besni, Çelikhan ve Merkez İlçede zengin krom, demir, bakır, manganez, Gölbaşı İlçesinde ise kömür yatakları tespit edilmiştir. İlin kuzey kesimlerinde yapılan petrol arama çalışmalarından olumlu sonuç alınmış ve Adıyaman petrol üretiminde Türkiye’nin bir numaralı İli haline gelmiştir. Yeraltı tarihi eser varlığının çok önemli boyutlarda olduğu saptanmıştır.

 

Adıyaman İli’nin; ticari durumu sanayisine paralel olarak bir gelişme göstermiştir. Bu gelişmenin, sebeplerinden en önemlisi henüz sanayileşme aşamasında olması, imalat sektörünün yeterli seviyede olmaması dolayısıyla ticari mal ve ürünlerin doğrudan piyasa ve pazarlara arz edilememesidir. İlde yetiştirilen buğday, arpa, nohut, mercimek, pamuk, tütün, fıstık, üzüm gibi ürünler diğer İllerdeki esnaflara satılmakta olup, az da olsa yurtdışına ihraç edilmektedir. Özellikle fıstık, iplik, kilim, savan ve turistik el dokuma halıları başlıca ihraç ürünlerimizdir. İlin 1. derecede kalkınmada öncelikle İller arasında olması, İldeki yatırımların cazipliğini düşünerek, son zamanlarda İlin çeşitli yerlerinde açılan Giyim-Tekstil atölyelerinde üretilen ürünler İstanbul’a gönderilip, İstanbul’dan da yurtdışına ihraç edilmektedir. İldeki yatırım maliyeti giderlerinin düşük olması, girişimciler için cazip olup, girişimcilerin aha çok kar elde etmesini sağlamaktadır.

Joomla SEF URLs by Artio