Tütün kontrolü: Nerede Kalmıştık?

Tütünün, insanoğlunun görüp göreceği en büyük kitle imha silahı olduğu su götürmez bir gerçektir.

 

187.jpg

Bu söz sıradan ve alelade söylenmiş bir söz değildir. Dünyada her yıl 6 milyon, ülkemizde ise 100 bin kadar insanın ölümüne sebep olan başka bir neden saymak mümkün değildir. Halen ülkemizde ve tüm dünyada ölüm sebepleri sayıldığında ilk sırada kalp ve damar hastalıkları, ikinci sırada ise kanserler yer almaktadır. Her ikisinin de önlenebilir sebepleri arasında tütün kullanımı ilk sırada gelmektedir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü özellikle 2000'li yıllardan itibaren tütünle amansız bir mücadeleye girişmiştir. Bunların en başta geleni ise Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi'dir (2004). Sözleşmenin kabulü sonrasında ülkemizin bunu iç hukuk haline getirmek üzere kanunlaştırmış olması da önemli adımlardan biridir (2004). Bilahare bizatihi imza sahibi olarak TBMM'e sunduğum ve 4207 sayılı yasada değişiklik yapan 5727 sayılı kanunun kabul edilmesi ülkemizde bir dönüm noktası olmuştur (2008). DSÖ'nün belirlediği 6 başlıkta sıraladığı MPOWER kriterlerinin tamamını yerine getiren ilk ve tek ülke Türkiye olmuştur. Ulaşılan bu başarı DSÖ tarafından takdire şayan bulunmuştur. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız ( o sırada Başbakanımız) olmak üzere Sağlık Bakanımız ve Kanun teklifi sahibi olarak bendeniz olmak üzere tütün kontrolündeki rol sahiplerini ödüllendirmiştir. Bu büyük başarıda ismi geçen geçmeyen pek çok kişinin rolü olmuştur, ancak açık yüreklilikle ifade etmek gerekir ki, başarının lideri tartışmasız Sn Cumhurbaşkanımız R Tayyip Erdoğan'dır. Ülkemizin "muasır medeniyetlerin seviyesine ve hatta onların üzerine" çıkmasını sağlayan "Dumansız Hava Sahası" yolculuğu böyle başladı diyebiliriz. Tütün kartellerininamacı çocukları ve gençleri tütün ve diğer maddelere bulaştırarak onların önce ceplerini sonra canlarını almak, bizim mücadelemiziseonları bu vampirlere teslim etmemek ve korumaktır. Yapılan bunca gayrete ve elde edilen uluslararası ciddi başarılara rağmen tütünle mücadelede bazı aksamaları ve eksiklikleri hatırlatmanın yanında elbette yapılan güzel uygulamaları da duyurmak gereklidir. Nitekim Sağlık Bakanlığı ve Yeşilay tarafından başlatılan "Yeşil Dedektör" uygulamasına değinmeden geçemeyeceğim. Bir işi devam ettirebilmenin olmazsa olmazı denetimdir. Nitekim tütün kullanımında son zamanlarda görülen kısmı artışın sebebi esas itibarıyla denetim noksanlığıdır. Çünkü denetim işiyle görevli kamu yetkililerinin denetimde yetersiz kaldığı ve denetim eksikliği oluştuğu herkesin kabul ettiği bir gerçektir. "Yeşil Dedektör" uygulaması vatandaşın kamu görevlilerine yardım etme metotlarından birisi ve aynı zamanda vatandaşın kendi sağlığını korumak için sorumluluk üstlenmesi, veya başka bir deyişle sorumluluğa ortak olmasından başka birşey değildir. "Yeşil Dedektör asla bir gammazlama veya ispiyonculuk değildir. Esasen Kanunlara riayet eden, herhangi bir vatandaşın çekineneceği bir durum yoktur. Tütün kullanımında görülen artışın esas itibarıyla denetimdeki eksiklikten kaynaklandığını tekrarlamakta fayda görmekteyim. Ancak esas sorunun denetim yapması gerekenlerde olduğu görülmektedir. Ne demek istediğimi adliye ve emniyete girenler hemencecik anlarlar. Emniyet mensuplarının yaptığı çok mühim işler yanında tütün kontrolünü "önemsiz bir konu" olarak görmek suretiyle konuyu göz ardı etmeleri veya yeterince önemsememeleri, adliye personelinin ise "kanun ve ceza başkaları için, bizim tarafımızdan" mantığıyla hareket etmeleri sorunun büyümesine yol açtığı kanaatindeyim. Kapanır-açılır mekanların "kapalı alan" kabul edilmesi gerektiğine dair Avrupa Direktifi yayımlanalı yaklaşık 8 yıl oldu (2009), ancak ülkemizde hala bu garip uygulama sürüp gitmektedir. Acilen bu uygulamaya son verilmelidir. Kanaatim odur ki, bunun için kanuna değil, ikincil mevzuata bile gerek yoktur, sadece kararlı olmaya ve uygulamaya niyet etmek yeterlidir. Her yıl milyarlarca parayı kazanmak için çocukların ve gençlerin hayatını zehirlemeyi ticaret olarak kabul edenler kolay kolay pes etmeyecek yeni yeni taktik ve metotlarla zehir saçmaya devam edeceklerdir. İnanıyorum ki medya, üniversite, sivil toplum, siyasiler hasılı tüm paydaşlar ise zehir tacirlerine yeniden ve daha güçlü olarak karşı koyacaklardır. Bu konuda başarılı olmak hiç de kolay değildir. Kolay olsaydı, 4. Murat şunu der miydi: “Daha önce defalarca gönderdiğim emirler ile halkın çalışmasını engelleyen, kazançlarını yok eden ve çeşitli yangınlara ve fenalıklara sebep olan tütünün zararlarının ortadan kaldırılması devletin önemli işlerindendir. Bu sebeple tütün ziraatı ve satışı yasaklanmıştır. Bu yasak emrime rağmen kadıların kayıtsızlığı ve işi önemsememeleri, gönderilen memurların ihmal ve açgözlülükleri sebebiyle tütün ziraatının ve satışının yapıldığını duydum.” Tütünün insanlarımıza verdiği zarar rakamlarla izah edilemez. Hiçbir kitle imha silahı ve terör hareketi ülkemize tütün kadar zarar vermemiştir demek asla abartı olmaz. Nitekim bunu Sn Cumhurbaşkanımız R Tayyip Erdoğan şöyle özetlemiştir: “…toplumsal hayatın devamı, öncelikle o toplumu oluşturan fertlerin akıl, ruh ve beden sağlıklarının korunmasına bağlıdır. Bir ülkenin, bir milletin en büyük zenginliği, beden ve ruh sağlığı yerinde nesillere sahip olmasıdır. Gençlerimiz, çocuklarımız ne derece zinde, ne derece sağlıklı olursa, ülkemizin geleceği de o kadar parlak olur.” Türk milleti, tarihinde destanlara konu pek çok mücadelesinde bu kadar büyük kayıplar vermemiştir. Karşımızdaki tablo göstermektedir ki, sigara kullanımıyla mücadele, bizim için daima gündemimizde olan terörle mücadele kadar önemli bir hale gelmiştir. Esasen, sigara yüzünden kaybettiğimiz insan sayısı da, bu çerçevede heba edilen kaynağın miktarı da, terörle mücadeledeki kayıplarımızdan büyüktür.” Son olarak 4. Murat'a ait olan şu söz kulaklarımıza küpe olsun: “…ülkemin dahilinde ister asker olsun, ister halktan biri olsun, bir kişinin bile tütün kullanmasına asla rızam yoktur.”

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla SEF URLs by Artio